Ekmen: Zeytinyağı üretiminde %35’lik düşüş yaşandı, üretici ve ihracatçı desteklenmeli
12.11.2025
DEVA Partisi Genel
Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Yeni Yol Grubu’nun “Zeytin ve zeytinyağı
sektöründe derinleşen krizin sosyoekonomik boyutları” başlıklı araştırma
önergesi üzerine söz aldı. Ekmen, Türkiye genelinde zeytinyağı üretiminde %35
oranında düşüş yaşandığına dikkat çekti.
Mut, 14 milyon
zeytin ağacıyla zengin bir üretim havzasıdır
Ekmen konuşmasında, Mersin’in zeytincilikteki özel
konumuna değinerek, “Mersin’imizin Mut ilçesi, 14 milyon zeytin ağacıyla
Türkiye’de ilk 10’da yer alan bir üretim havzasıdır. Bölge, Toroslar’ın
eteklerinde, altında Göksu Deltası ve onun da altında Akdeniz’in bulunduğu çok
özel bir mikroklimatik yapıya sahiptir. Bu sayede zeytinlerimiz hastalıklardan
uzak, ilaç kullanılmadan yetişmektedir. Eğer yerel ve merkezi idare bu konuya
özel bir gündemle eğilirse, bölgedeki zeytinlerin organik olarak
sertifikalandırılması kaçınılmaz olacaktır” dedi.
Zeytinyağı
üretiminde %35 oranında düşüş yaşandı
Mut Ziraat Odası Başkanı Muharrem Yılmaz ve Mutlu zeytin
üreticisi Ali İhsan ile yaptığı görüşmelerde üreticilerin güncel durumunu da
aktaran Ekmen, zeytinyağı üretimindeki verim kaybının boyutuna dair
uluslararası veriler paylaşarak, “Zeytinyağı konusu gündeme geldiğinde, AK
Parti’li arkadaşlar haklı olarak 2002’de 90 milyon olan zeytin ağacı sayısının
bugün 200 milyonu aştığını vurguluyor. Ancak bu yıl Türkiye hem kuraklık hem de
don olaylarının etkisiyle 2024’e kıyasla zeytinyağı üretiminde %35 oranında
düşüş yaşadı. Uluslararası Zeytin Konseyi’nin 27-28 Ekim tarihlerinde Madrid’de
yaptığı toplantılarda, dünya genelinde en yüksek verim kaybının Türkiye’de
gerçekleştiği açıklandı. Fas’ta üretim %35 artarken, Türkiye’de %43’lük düşüşle
en sert gerilemenin yaşandığı belirtildi” açıklamasında bulundu.
İspanya 4-5 avro
maliyetle üretirken biz 200 lirayı aştık
Ekmen, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Başkanı
Mustafa Tan’ın paylaştığı verilere atıfta bulunarak, “Türkiye’nin bu sezon
zeytin üretiminin 2 milyon 450 bin ton olması bekleniyor. Bunun 740 bin tonu
sofralık, kalan 1 milyon 710 bin tonu ise yaklaşık 310 bin ton zeytinyağına
dönüşecek. Bu da %35’lik bir kayba karşılık geliyor. Elbette bazı önlemlerle bu
hasar azaltılabilirdi ancak tabloda kuraklık ve don olaylarının belirleyici
olduğu açık. Girdi fiyatları hızla artıyor; 1 litre zeytinyağının maliyeti 200
liraya kadar yükselmiş durumda. İspanya’da üretim maliyetleri 4-5 avro
seviyesindeyken Amerika, Japonya ve Kanada pazarlarında rekabet eden İspanyol,
Yunan ve İtalyan üreticilerle Türk üreticilerin aynı koşullarda yarışması
neredeyse imkânsız hale geliyor. Şüphesiz rekolte düşüşü önemli bir başlık;
ancak bu düşüşün etkisiyle gıda enflasyonunu kontrol altına almak için
yapılması gereken en temel adım -Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan’ın da sık
sık vurguladığı gibi- girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve üretici ile
ihracatçının, dünyadaki emsalleriyle rekabet edebilecek şekilde
desteklenmesidir” dedi.
Üretici ve
ihracatçı desteklenmezse tablo ağırlaşacak
Ekmen, Türkiye’nin zeytinyağında destekleme politikasının
yetersiz olduğunu vurgulayarak, “Türkiye, zeytinyağında ilk destekleme primini
1998 yılında litre başına yaklaşık 40 sent olarak vermeye başladı, sonraki
yıllarda bu destek TL’ye çevrildi. 2024 yılında ise İspanya kendi üreticisine
ton başına 1,2 avro destek sağlarken Türkiye yalnızca 3 sent destek veriyor. Bu
düzeyde bir destekle ne üreticinin ne de ihracatçının rakipleriyle rekabet
edebilmesi mümkün değil. Alınması gereken önlemler bellidir: Birincisi, üretim
%35 düştü diye ithalatın kapısını açmayın. Bu, üreticinin elindeki ürünü daha
da değersiz hale getirir. İkincisi, doğrudan üreticiye ve ihracatçıya özel
destek paketleri açıklanmalıdır ki biri üretmeye devam edebilsin, diğeri de
ürününü dünya piyasasında rekabet edebilir koşullarda sunabilsin. Ayrıca
ormanlık alanlarda bulunan zeytinliklerin yasal statüye kavuşturulması ve bu alanlarda
üretimin sürdürülebilir hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Gübre, işçilik,
enerji, ambalaj ve nakliye gibi temel gider kalemlerinde hem üretici hem de
fabrikacı, kaynağında desteklenmelidir. Bu tedbirlerin vakit kaybedilmeden
hayata geçirilmesi şarttır. Şubat ayında yaşanan don felaketine ilişkin
ödemelerin ancak bu ay yapılmaya başlanması, böylesi gecikmelerin tabloyu daha
da ağırlaştırdığını açıkça göstermektedir” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.