EKMEN: Gazze için uluslararası sistem sustu, küresel vicdan konuştu
03.10.2025
DEVA
Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Sözcü
TV ekranlarında Senem Toluay Ilgaz ile Öncesi Sonrası Gece Programı’na katıldı.
Ekmen, İsrail ve Sumud Filosu hakkında açıklamalarda bulundu.
Uluslararası
sistemin sessizliğine karşı, küresel vicdan
ayakta
Gazze saldırılarına karşı uluslararası sistemin sessiz
kaldığını, buna karşın sivil halkın vicdanıyla harekete geçtiğini vurgulayan
Ekmen, “Büyük
bir trajediyi izliyoruz.
Gazze saldırıları, soykırıma, savaş suçuna dönüşen saldırılar 200 yıl boyunca
uluslararası hukuk ve sistem namına oluşmuş bütün değerlerin ve kurumların
çöküşünü tetikledi. Aslında bu tarih boyunca ilk kez de olmuyor. Ruanda'da, Bosna'da, Yemen'de,
Irak'ta ve hatta Suriye'de uluslararası hukukun, sistemin yaşanan çatışmalara,
soykırım girişimlerine karşı sessizliğine defalarca tanık olduk. Ancak, iç
savaş hali olmayan bir yerde devlet sayılan bir yapı -eğer ‘devlet’ hukuk çerçevesinde
tanımlanan bir kavramsa-
soykırımcı bir terör çetesine dönüşmüştür. Uluslararası
sistem bu soykırıma karşı bir direnç geliştiremediği gibi sağlanmış olduğu
silah, yakıt ve
lojistik tedariğiyle bu soykırım suçunun bir parçasına dönüştü. Ancak devletler
ve uluslararası sistem utanç verici bir sessizlik içerisindeyken küresel vicdan
ve küresel insanlık da ayaktaydı. Yüz
binlerce insanı Londra'da, Berlin'de, Barcelona'da, İtalya'da, Roma'da
sokaklarda gördük ve bunlar Müslümanlar da değildi. Çok önemli bir kısmı
Hristiyanlardı ve özellikle New York'ta Yahudileri de sokakta gördük. Bu insanlık dayanışmasında
Yahudilerin de yer aldığını tespit etmemiz gerekiyor ki yarına dair
kurgularımızı yaparken bir dini veya
etnik grubu toptan suçlayan ve kategorize eden bir yanlışa düşmüş olmayalım” dedi.
Soykırım
suçsa, bu suçu engellemek hukuki bir haktır
Sumud ve Özgürlük filoları hakkında konuşan Ekmen, “Sumud girişimi, savaşla ilgili bir girişim değil.
Mesela bir grup insan çıkıp
şunu diyebilirdi: ‘Biz İsrail'e lojistik
destek sağlayan, silah
taşıyan, petrol
taşıyan gemileri durdurmak istiyoruz. Biz Türkiye'den İsrail'e yapılan petrol
sevkiyatını durdurmak istiyoruz.’
Bu da hukuki vicdani ve anlamlı bir duruş olurdu. İsrail'in soykırımını
engellemek eğer bir suçsa bu suçu engellemek hukuki haktır. Yanı başınızda birinin bir
başkasını öldürmesine seyirci kalamazsınız. Kanun size onu engelleme vazifesi
de yüklüyor. Aynı zamanda hukuk da bunu sağlıyor. Ama bu insanlar İsrail'in
soykırımını engellemek üzere yola çıkmadılar. İsrail'in bir savaş suçu olarak
kullandığı açlık ve gıda boykotunu kırmak üzere yola çıktılar ve gemilerinde
Gazzeliler’e yetecek kadar da ürün yoktur. Birçok geminin zor şartlarda küçük
balıkçı teknesi sayılabilecek boyutta
olduğu görülüyor.
Çünkü bu gemiler satın alındı. Büyük
gemiler böyle bir riskli ve tehlikeli yola girmek istemediler. İki girişim var: Biri Sumud, diğeri
Özgürlük Filosu. Her iki girişimdeki gemiler yardımseverler tarafından satın
alındı. İçine o geminin gücünün yeteceği kadar insan ve yük yüklendi” açıklamasında
bulundu.
İsrail’in
sığındığı en büyük güç, dokunulmazlık olgusu
Ekmen, “Bugün
itibariyle şunu görüyoruz ki İsrail'in sığındığı en büyük güç dokunulmazlık hissi. İsrail'in güvenli bir ülke
olduğu ve her istediğini yapabildiği yönündeki imajı aslında bu soykırımdan
sonraki birtakım füze saldırılarla önemli ölçüde yıpranmıştı. Bu filonun oraya
ulaşımı aslında bu planı destekleyen bir iletişim aracına dönüştürülebilecekken
bundan bile uzak durulması,
o dokunulmazlık ve pervasızlık zırhının delinmemesi yönüyle ifade edilebilir.
Aslında bu dokunulmazlık mevzusu geriye doğru gittiğimiz tarihte değişik
badirelerden geçmiş Yahudi
milletinin en son Nazi soykırımıyla birlikte modern dönemde Yahudiler hakkında
konuşmanın dahi suç olduğu bir iklim vardı.
Bugün İsrail, sapkın dini bir anlayışın tasallutu altında bu saldırıları
yapıyor olmasına rağmen siyonizm
hakkında bile konuşmak adeta bir suçtu. Dolayısıyla bu dokunulmazlık imajının
zedelenmesini istememişlerdir” ifadelerini kullandı.
Netanyahu’ya
karşı Türkiye'de savaş suçu soruşturması başlatılsın
İsrail ile ilişkilerin 2020 yılına dayandığını belirten
Ekmen, “Gazze
soykırımına karşı Türkiye'nin sessizliğini bugünle okumaya çalışırsak yetersiz
kalır. 2020 yılından bugüne kadar Sayın Erdoğan, çok net bir şekilde İsrail-Amerika hattının çizdiği sınıra hapsolmuş durumda.
Birleşik Arap Emirlikleri'nin veliahtının burada devlet başkanı gibi misafir
edildiği dönem vardı. PKK'cıydı,
FETÖ'cüydü, darbeciydi, teröristti ama Türkiye'de nasıl ağırlandılar? Daha
sonra Kaşıkçı dosyasına rağmen Suud ile
geliştirilen ilişkiler ve Sisi 8 yıl peşimizden koştuğu halde selamını alıp
vermezken dönüp Sisi'yle anlaşma çabaları ve eş zamanlı olarak Doğu
Akdeniz'deki petrol arama faaliyetlerinin sonlandırılması aslında Körfez
ülkeleriyle iş birliği içerisinde İsrail-ABD hattının bir enstrümanı olmaktan
ileriye gidemeyen bir Türkiye fotoğrafını ortaya koydu. Bu soykırım döneminde
de Türkiye ne içeride ne dışarıda İsrail'in hakkında ve aleyhinde sadra şifa
tek bir politika belirlemedi. İsrail ile ilişkili gemilerin Türk
limanlarına uğrama engeli bile geçen
ay açıklandı. Bunun da ne kadar uygulanıp uygulanmadığı tartışmalı bir mesele.
Güney Afrika'nın açtığı davaya çok gecikmeli olarak Türkiye dahil oldu. Bizim
Türk Ceza Kanunumuza göre dünyanın neresinde olursa olsun işlenmiş bir
insanlığa karşı suç ve soykırım fiili Türk savcılarınca araştırılabilir. Ama
bunun bir şartı var,
Adalet Bakanlığının buna izin vermesi gerekiyor. Türkiye'den Netenyahu ve savaş
kabilesi hakkında 2000'in üzerinde suç duyurusu var. Bütün bu suç duyuruları
Adalet Bakanlığında biriktirildi. Tek bir soruşturma için izin verilmedi. Eğer samimilerse önce Türkiye'den Netenyahu
hakkında soykırım suçlaması ve savaş suçu ile ilgili olarak soruşturmalara izin
verilsin. Bu işlerden anlayan ve
devletin dış politikasını gözeten biri, bir savcı aracılığı da yapabilirsiniz” dedi.
İsrail'de
Türk firmaları hâlâ elektrik üretiyor
Türk firmalarının İsrail’e elektrik ürettiğini ifade eden
Ekmen, “Bugün
ülkeler en büyük tedariklerini, sistemlerini ayakta tutmayı neye borçlular?
Enerjiye, elektrik üretimine ve petrol finansmanına, teminine. İsrail'de Türk firmaları
hâlâ elektrik üretiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu firmalar hakkında bir
program veya
yaptırım açıklamadığı gibi bu firmaların reklamlarının devlet eliyle
yapıldığını defalarca kez görüyoruz. Azerbaycan'ın petrolünün Türkiye üzerinden
İsrail'e sevki hâlâ devam ediyor. Gazze'deki ayakta kalan sayılı binaları
bombalayan uçakların yakıt tedariği buralardan sağlanıyor” dedi.
Yayının
tamamını izlemek için: