EKMEN: Eğitim pahalı, gençler umutsuz, aileler çaresiz, sistem güvenini kaybetti
08.09.2025
DEVA
Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen,
2025–2026 eğitim-öğretim yılı öncesinde yaptığı eğitimin nitelikli ve adil hale
gelmesi için kapsamlı bir seferberlik gerektiğini vurgulayarak, bunun yalnızca
eğitim alanıyla sınırlı kalmayıp, hukuk ve kurumların yeniden işlerlik
kazanmasıyla mümkün olabileceğini belirtti.
Yoksulluk
ve eşitsizlik ilk adımda başlıyor
Ekmen, zorunlu eğitimdeki krizlere
değinerek, “Eğitim yılı açılırken aileler çocuklarının kırtasiye ihtiyaçlarını
karşılayamıyor; standart kıyafet bile olsa çocuklarına üst baş almakta
zorlanıyor, ilkokul ve ortaöğretim öğrencileri evde kaliteli beslenmediği gibi
okulda aç kalıyor. Üstüne üstlük her yıl olduğu gibi bu yıl da kayıt parası adı
altında zorunlu bağış alınıyor. Okul idarecileri ve okul aile birlikleri Millî
Eğitim Bakanlığından gelen bütçenin yetersizliği nedeniyle bu zorunlu
bağışlarla okulun hijyen, temizlik, kırtasiye, güvenlik ihtiyaçlarını
karşılamaya çalışıyor. Bakanlık “Ödeme yasak” diyor ama idare buna mecbur
kalıyor. Yani devlet görevini iyi yapamadığı için herkes bir tiyatronun parçası
oluyor” dedi.
Liselerde
nitelik kaybı artıyor
Ekmen, “Önemli bir mesele de fırsat
eşitsizliği, öğretmen açığı ve kalabalık sınıflardır. Kadrolu atamaların
yetersizliği nedeniyle pek çok sınıf geçici öğretmenlerle yürütülmekte, düşük
ücretler ve güvencesiz koşullar öğretmenleri yıpratmaktadır. Ortaöğretimde de
tablo farklı değildir. Yetersiz altyapı ve kalabalık sınıflar gençlerimizi özel
okullara yönlendirirken, yüksek maliyetler aileleri çaresiz bırakmaktadır. Buna
bir de sınav güvenliğine dair şaibeler eklenince, gençlerimizin sisteme olan
güveni zedelenmektedir. Ortaöğretimde yetersiz yönlendirme nedeniyle gençler
birer sınav yarışçısına dönmekte ancak sanayi ve hizmet sektöründe ise
nitelikli elemen bulunamamaktadır” açıklamasında bulundu.
Eğitim
hakkı giderek ayrıcalığa dönüşüyor
Ekmen, üniversitelerdeki sorunlar
hakkında, “Üniversitelerimizde ise tablo daha da çarpıcıdır. Yeni eğitim yılı;
sahte diploma tartışmaları, liyakatsiz atamalar ve kişiye özel kadroların
gölgesinde başlamaktadır. Bu krizler, sistemin denetimsizliğinin göstergesidir.
Yıllardır emeğinin karşılığını alamayan akademisyenler bir yanda, sayısız ek
ödeme ile ve yüksek gelirle gündeme gelen rektörler diğer yanda durmaktadır. Bu
adaletsizlik toplumun güvenini sarsmaktadır. Son aylarda açıklanan URAP ve QS
gibi karşılaştırma raporları, üniversitelerimizin dünya sıralamalarında hızla
gerilediğini göstermektedir. İlk 500’de yer alan kurum sayımız giderek
azalmakta, bazı üniversiteler tamamen listelerden düşmektedir. Bu tablo
başarılı gençlerimizi yurt dışında eğitim arayışına yöneltmekte ve ülkemize
duyulan güveni zayıflatmaktadır. Üniversite öğrencileri için en büyük
sorunlardan biri de geçimdir. KYK bursları bir öğrencinin ay boyunca günlük iki
öğününü dahi karşılamaya yetmemektedir. 7 milyon üniversite öğrencisinin
yalnızca dörtte biri KYK yurtlarında barınabilmekte, geri kalan gençler ise
%50–70 oranında artan yurt ücretleriyle boğuşmaktadır. Türkiye’de özel
üniversite okumak yıllık 1,5 milyon TL’yi aşan ücretlerle neredeyse imkânsız hale
gelmiş, üniversite eğitimi pek çok Avrupa ülkesinden daha pahalı olmuştur.
Eğitim hakkı giderek ayrıcalığa dönüşmektedir” açıklamasında bulundu
Hukuku
ve eğitimi merkeze alan bir kalkınma modeli oluşturulmalı
Ekmen,
“Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan’ın da her fırsatta değindiği gibi,
sürdürülebilir kalkınmanın iki temel şartı vardır: Hukuk ve eğitim. Bugün
yalnızca eğitim alanında değil; belediyelerden üniversitelere, yargıdan kamu
yönetimine kadar pek çok kurumda hukuk devleti ilkeleri aşındırılmaktadır.
Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, liyakatten uzak atamalar ve
keyfi uygulamalar toplumsal güveni zedelemektedir. Hukukun üstünlüğü yeniden
tesis edilmeden liyakat korunamaz; eğitimde fırsat eşitliği sağlanmadan da
toplumsal barış ve ekonomik gelişme mümkün değildir. DEVA Partisi, bu ülkenin
kalkınmasını hukuk ve eğitim temelinde yeniden inşa etmeyi amaçlamaktadır.
Sahte diplomaların ve kişiye özel kadroların gölgesinde, kayıt paraları ve
zorunlu bağışlarla yüklenen bir eğitim sistemi sürdürülemez. Öğretmenlerin
güvenceli, öğrencilerin ise adil fırsatlara erişebildiği; üniversitelerin
özerk, şeffaf ve liyakat esaslı yapılarla çalıştığı bir düzen için mücadelemizi
sürdüreceğiz. Türkiye’nin yarınları, bugün çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz
değerle şekillenecektir. Hukukun ve eğitimin yara aldığı bir ülkede
sürdürülebilir kalkınmadan söz edilemez” diyerek sözlerini tamamladı.